Basında Biz
KTSD ve Yöneticileriyle yapılan söyleşiler.
Röportajlar
Anadolu Ajansı
1. 2026’nın ilk çeyreğini kozmetik ve temizlik sektörü açısından nasıl değerlendirirsiniz?
Küresel ölçekte jeopolitik gelişmelerin, enflasyonist baskıların ve değişen tüketici davranışlarının yarattığı belirsizlik ortamında, bazı sektörler bekle-gör pozisyonuna geçerken; kozmetik, temizlik ve hijyenik kâğıt ürünleri sektörleri bugün stratejik yönünü daha da netleştiren ve odağını kaybetmeden ilerleyen tarafta yer alıyor.
2026’nın ilk çeyreğini sektör açısından temkinli ama güçlü bir iyimserlik ile tanımlamak mümkün. 2025 yılı itibarıyla kozmetik, temizlik ve hijyenik kâğıt ürünlerini kapsayan toplam iç pazar büyüklüğünün 10,8 milyar doları aşmış olması, sektörü yeni yıla son derece sağlam ve dayanıklı bir zeminle taşıdı. Bu ölçek, talebin ekonomik belirsizliklere rağmen ne kadar güçlü ve dirençli kaldığını da açıkça ortaya koyuyor.
Resmî çeyreklik büyüme verileri henüz açıklanmamış olsa da TÜİK’in sanayi üretimi, ciro ve satış hacmi göstergeleri sektörlerimizde faaliyet düzeyinin ilk çeyrekte de güçlü seyrini koruduğuna işaret ediyor.
Bu göstergeler ışığında, 2026’nın ilk çeyreğinde deterjan ve temizlik ürünlerinde hacim bazında yaklaşık %3–4, kozmetik ve kişisel bakım tarafında ise %4–5 aralığında bir büyüme öngörüyoruz. Değer bazlı büyümenin her iki sektörde de fiyat ve ürün karması etkisiyle %20’nin üzerinde seyretmeye devam etmesini bekliyoruz. Hijyenik kâğıt ürünlerinde ise hacimde genel olarak yatay ve istikrarlı bir seyir, değer bazında ise ılımlı bir artış öne çıkıyor.
Bu dönemi asıl tanımlayan unsur ise büyümenin hızı değil, niteliği ve ardındaki stratejik tercihlerin gücü. Markalar artık yüksek sesle konuşmak yerine doğru ve yalın mesajla, geniş ürün gamı yerine net fayda üzerinden ilerliyor. Erişilebilir fiyat, güven veren marka duruşu ve tüketiciyle empati kuran iletişim ön plana çıkıyor. Tüketici harcamaya devam ediyor. Ancak artık her harcamanın karşılığında anlam, fayda, güven ve iyi bir amaç görmek istiyor. Bu da kısa vadede kontrollü, orta vadede ise sektöre güçlü fırsatlar sunan bir tabloya işaret ediyor.
2. Son dönemde sektörde öne çıkan en önemli gelişmeler neler oldu?
Son dönemde sektörün yönünü belirleyen en temel başlıklar; sürdürülebilirlik, regülasyonlar ve dijitalleşme oldu. Bu üç alan artık birbirinden bağımsız değil. Aksine sektörün geleceğini birlikte şekillendiren stratejik bir çerçeve oluşturuyor. Özellikle AB Yeşil Mutabakatı kapsamında ambalaj, içerik güvenliği, karbon ayak izi ve çevresel etki konularında artan beklentiler, markalar için yalnızca yasal uyum başlığı olmaktan çıkmış durumda. Bugün bu alanlarda proaktif davranan, şeffaf ve sorumlu bir duruş sergileyen markalar, pazarda kalıcı bir itibar ve güven avantajı elde ediyor.
Diğer taraftan dijitalleşme, sektörde yalnızca bir satış kanalı dönüşümü anlamına gelmiyor. Dijital platformlar artık markaların kendilerini anlattığı, değerlerini aktardığı ve tüketiciyle gerçek bir bağ kurduğu ana iletişim alanları haline gelmiş durumda. Tüketici ürünü burada tanıyor, markaya burada güveniyor ve kararını büyük ölçüde burada veriyor. Bu nedenle dijital kanallar, bugün satıştan çok marka güveninin, şeffaflığın ve hikâyenin taşındığı stratejik vitrinler olarak öne çıkıyor.
Özetle, sektör daha regüle, daha görünür ve daha sorgulanan bir düzleme geçmiş konumda. Bu yeni dönemde başarı, değişimi doğru okuyup onu rekabet avantajına dönüştürebilen markalardan yana olacak. Bu da sektör için kısa vadeli uyumdan ziyade, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir dönüşüm yolculuğu anlamına geliyor.
3. Türkiye’de sektörün büyüklüğü ve ekonomik katkısı bugün hangi seviyede?
2025 yılı itibarıyla Türkiye’de kozmetik sektörünün iç pazar büyüklüğü 3,8 milyar dolar, deterjan ve temizlik ürünleri sektörünün iç pazarı 3,9 milyar dolar, hijyenik kâğıt ürünlerinin iç pazarı ise 3,1 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu üç ana sektör birlikte ele alındığında, 10,8 milyar doları aşan güçlü ve dayanıklı bir iç pazar ortaya çıkıyor.
Üretim tarafında ise kozmetik sektöründe 5,8 milyar dolar, deterjan ve temizlik ürünlerinde 4,8 milyar dolar, hijyenik kâğıt ürünlerinde ise 3,6 milyar dolarlık bir hacim söz konusu. Bu güçlü üretim altyapısı ihracata da doğrudan yansımış durumda. 2025 yılında kozmetik sektöründe 1,7 milyar dolar, deterjan ve
temizlik ürünlerinde 1,5 milyar dolar ve hijyenik kâğıt ürünlerinde 1,0 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Böylece üç sektörün toplam ihracatı 4,2 milyar doların üzerine çıktı.
İthalatta ise aynı dönemde kozmetik ürünleri 1,3 milyar dolar, temizlik ürünleri 0,6 milyar dolar ve hijyenik kâğıt ürünleri yaklaşık 0,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, üç sektörün toplam ithalatı yaklaşık 2,4 milyar dolara ulaştı. Bu görünüm, özellikle temizlik ve hijyenik kâğıt ürünlerinde Türkiye’nin net üretici ve net ihracatçı konumunu net biçimde ortaya koyuyor. Üç sektör birlikte değerlendirildiğinde yaklaşık 600 bin kişilik doğrudan ve dolaylı istihdam da bu ekonomik büyüklüğün sosyal boyutunu yansıtıyor.
4. İç pazarda talep ne durumda, tüketim artıyor mu?
İç pazarda tüketim devam ediyor. Ancak dinamikler belirgin biçimde değişmiş durumda. 2025 yılında deterjan ve temizlik ürünleri, iç pazarı değer bazında yaklaşık %30, hacim bazında ise %4–5 büyüdü. Bu tablo, temizlik ürünlerinin günlük yaşamda ne kadar vazgeçilmez olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Hijyenik kâğıt ürünlerinde ise talep daha istikrarlı bir seyir izledi. Özellikle tuvalet kâğıdı, kâğıt havlu ve peçete gibi ürünlerde tüketim hacmi korunurken, değer bazında büyüme maliyet ve fiyat etkisiyle sürdü.
Kozmetik tarafında ise 2025’te iç pazarda hacim bazında %6–8, değer bazında %25’in üzerinde bir büyüme gerçekleşti. Bu büyüme daha çok temel cilt bakımı, saç bakımı ve erişilebilir segmentler üzerinden geldi. Tüketici davranışlarında belirgin bir sadeleşme ve seçicilik gözlemleniyor. Çok amaçlı kullanıma yönelik ürünlerin artmasıyla birlikte, tüketici artık sayıca daha az ancak fonksiyonel fayda ve beklenti açısından daha doğru ürünleri tercih ediyor.
Özetle hem kozmetik hem temizlik hem de hijyenik kâğıt ürünlerinde tüketim devam ediyor. Ancak büyüme, miktardan çok doğru ürün, çok fonksiyonlu fayda ve ihtiyaca net cevap veren çözümler üzerinden şekilleniyor. Aynı üründen birden fazla etki elde etme motivasyonu, tüketici tercihlerinin merkezine yerleşmiş durumda.
5. Yerli üretimin sektördeki payı ne durumda? İthal ürünlerle rekabet nasıl?
Yerli üretim, kozmetik, temizlik ve hijyenik kâğıt ürünleri sektörlerinin tamamında güçlü bir konuma sahip. TÜİK tarafından yayımlanan üretim, ihracat ve ithalat verileri esas alınarak yapılan hesaplamalara göre temizlik ürünleri sektöründe iç pazarın genel toplamda yaklaşık %70’i, hijyenik kâğıt ürünlerinde yaklaşık %84’ü ve kozmetik sektöründe %58’i yerli üretimle karşılanıyor. Bu yüksek yerli üretim oranları, sektörlerin arz güvenliğini güçlendirirken, uluslararası pazarlarda rekabetçi konumlarını da destekleyen temel bir yapısal avantaj oluşturuyor.
Sahip olunan güçlü üretim kapasitesi, Türkiye’nin dış ticaret performansına da doğrudan yansıyor. Kozmetikte saç ve kişisel bakım ürünleri ile kolonyalar, temizlikte deterjanlar ve yüzey temizleyiciler, hijyenik kâğıtta ise tuvalet kâğıdı, kâğıt havlu ve peçete gibi ürünler ihracatta öne çıkıyor. Bu tablo, Türkiye’nin kozmetik, temizlik ve hijyenik kâğıt ürünlerinde yalnızca iç pazarı güçlü bir ülke değil, aynı zamanda rekabetçi bir üretim ve ihracat merkezi haline geldiğini gösteriyor.
6. Tüketicilerin en çok tercih ettiği ürün grupları neler?
Tüketici tercihlerinde kozmetik, temizlik ve hijyenik kâğıt ürünleri genelinde oldukça net ve çok boyutlu bir yönelim görüyoruz. Temizlik ürünleri tarafında hijyen temel belirleyici olmaya devam ederken, çamaşır ve bulaşık deterjanları, yüzey temizleyiciler, ıslak mendiller ve çok amaçlı temizlik ürünleri talebin ana omurgasını oluşturuyor. Bununla birlikte tüketiciler artık yalnızca temizlik performansına değil, daha az sayıda ürünle daha çok alan temizleyen, ambalaj ve içerik açısından daha sürdürülebilir çözümler sunan çok fonksiyonlu ürünlere yöneliyor.
Hijyenik kâğıt ürünlerinde ise tuvalet kâğıdı, kâğıt havlu ve peçete gibi günlük ve vazgeçilmez ürünlerde talep istikrarlı bir şekilde sürüyor. Bu kategoride tüketiciler dayanıklılık, emicilik ve kalite gibi temel performans kriterlerinin yanı sıra, geri dönüştürülebilir hammaddeler, çevreye duyarlı üretim ve israfı azaltan kullanım özelliklerine giderek daha fazla önem veriyor.
Kozmetik kategorisinde ise talep ağırlıklı olarak parfüm, cilt bakım ve kişisel bakım ürünleri, özellikle de saç bakım ürünleri etrafında yoğunlaşıyor. Tüketiciler, günlük rutine kolayca entegre edilen ve birden fazla faydayı tek üründe sunan çok fonksiyonlu bakım ürünlerini tercih ediyor. Nemlendiren, koruyan ve destekleyici etkileri bir arada sunan ürünler öne çıkarken, içerik şeffaflığı, çevreye duyarlı formüller ve geri dönüştürülebilir ambalajlar tüketici tercihlerinde giderek daha belirleyici hale geliyor.
Bu tablo, içerik odaklı bilinçli tüketici davranışındaki başka büyük bir dönüşümü de yansıtıyor. Bugün tüketici yalnızca kendisi için değil, çevre için de daha sorumlu kararlar almak istiyor. Daha az ürünle daha çok fayda sağlayan, israfı azaltan, uzun vadeli kullanım sunan ve sürdürülebilirlik iddiasını somutlaştırabilen ürünler güven kazanıyor. Markalar açısından bu durum, ürün gamını genişletmekten ziyade, fonksiyonel değeri yüksek, sadeleştirilmiş, içerik şeffaflığı net ve sürdürülebilir ürün portföyleri geliştirmenin önem kazandığını gösteriyor.
Özetle kozmetik, temizlik ve hijyenik kâğıt ürünlerinde tüketici bilinçli, seçici, fonksiyon ve sürdürülebilirlik ve içerik odaklı bir alışveriş anlayışı sergiliyor. Bu yaklaşım, sektör için daha dengeli, uzun vadeli ve sağlıklı bir büyüme zeminine işaret ediyor.
7. Tüketiciler ürün seçerken en çok nelere dikkat ediyor?
Günümüzde tüketiciler ürün satın alırken geçmişe kıyasla çok daha bilinçli, sorgulayıcı ve seçici bir yaklaşım benimsiyor. Fiyat önemli olmaya devam ediyor. Ancak tek başına yeterli değil. Tüketici artık ödediği bedelin karşılığında net fayda, güven duygusu ve tutarlı bir performans görmek istiyor.
Kozmetik ve temizlikte marka güveni, içerik şeffaflığı ve yasal uygunluk satın alma kararında belirleyici hale gelmiş durumda. Bunun yanında çok fonksiyonlu, kullanımı pratik ve gerçekten ihtiyaca cevap veren ürünler daha fazla ilgi görüyor.
Sürdürülebilirlik de artık karar sürecinin önemli bir parçası. Geri dönüştürülebilir ambalajlar, çevreye duyarlı formüller ve israfı azaltan çözümler tüketicide olumlu karşılık buluyor. Özetle tüketici, fiyat–performans dengesini, güveni, fonksiyonelliği ve sorumlu üretimi birlikte değerlendiriyor.
8. Online alışverişte sahte ürünlerin arttığına dair şikayetler var. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Online satışların toplam satışlar içindeki payının %30’a yaklaşması, sahte ve kayıt dışı ürün riskini de beraberinde getirdi. Bu durum hem tüketici sağlığı hem de sektörde emek veren kayıtlı firmalar açısından ciddi bir sorun oluşturuyor. Dijitalleşme fırsat olduğu kadar sorumluluk da gerektiriyor.
Maalesef "merdiven altı" üretim olarak tabir edilen ve dijital platformların dinamik boşluklarından faydalanan bu yapılar, en büyük üzüntü ve hassasiyet noktalarımızdan biri. Bu durum sadece ticari bir kayıp değil, doğrudan halk sağlığına yöneltilmiş ciddi bir tehdit. Her ne kadar çeşitli yasal ve platform bazlı önlemler alınsa da bazı satıcıların firma isimlerini değiştirerek faaliyetlerine devam edebildiği görülüyor. Bu durum, özellikle tüketici sağlığı açısından ciddi riskler oluştururken, güvenilir ürünlere erişimi zorlaştırıyor. Bizler, sorumlu firmalar olarak, her bir ürünü titiz testlerden geçirerek sunarken, denetim mekanizmalarının da bu vizyonu destekleyecek şekilde güçlendirilmesini elzem görüyoruz.
9. Dernek olarak sahte ürünlerle mücadeleye yönelik çalışmalarınız var mı?
Sahte ve kayıt dışı ürünlerle mücadele, dernek olarak en fazla önem verdiğimiz başlıklardan biri. Çünkü bu konu yalnızca ticari bir sorun değil, doğrudan tüketici sağlığı, marka güveni ve sektörün itibarı ile ilgili. Bu nedenle konuyu yalnızca denetim ekseninde değil, daha bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz.
Öncelikle ilgili kamu kurumlarıyla yakın iş birliği içinde çalışıyor, piyasa gözetimi ve denetim süreçlerine sektörel bilgiyle katkı sağlıyoruz. KTSD olarak 2025 yılında kurduğumuz özel KTSD Sahte Ürün Çalışma Grubumuz ile Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü’n sunduğumuz çözüm önerilerimiz arasında, ALO Kaçak 136 benzeri ihbar hatlarının kurulması, kamu spotları ile toplumsal farkındalığın artırılması ve mevzuatın çok daha caydırıcı yaptırımlarla güncellenmesi yer alıyor. Bu mücadeleyi, sektörümüzün kıymetli mirasını ve tüketici sağlığını korumak adına öncelikli vazifemiz olarak
görüyoruz. Bunun yanı sıra üye firmalarımıza yönelik olarak mevzuat ve ürün güvenliği ile ilgili düzenli bilgilendirme faaliyetleri yürütüyoruz. Sahte ürünle mücadelenin yalnızca “yasaklamakla” değil, doğru ürünü görünür ve erişilebilir kılmakla da mümkün olduğuna inanıyoruz. Çünkü uzun vadede sahte ürünlerin en etkili panzehiri, bilinçli tüketici ve güçlü marka güvenidir.
10. Tüketiciler sahte ürünleri ayırt etmek için nelere dikkat etmeli?
Tüketiciler için sahte ürünleri ayırt etmenin ilk ve en önemli adımı, satın alma kanalını doğru seçmek. Ürünlerin resmî, bilinen ve güvenilir satış noktalarından veya kurumsal online platformlardan temin edilmesi büyük önem taşıyor.
Bunun yanında ambalaj ve etiket bilgileri mutlaka kontrol edilmeli. Türkçe etiket, üretici veya ithalatçı firma bilgileri, kullanım talimatları ve yasal bildirimlerin eksiksiz olması temel göstergeler arasında yer alıyor.
Ayrıca tüketicilerin bilmesi gereken bir başka nokta da güvenli ürünlerin arkasında her zaman ulaşılabilir bir sorumluluk zinciri olduğudur. Yani ürünü üreten, piyasaya sunan ve sorumluluk alan bir firma var. Bu şeffaflık yoksa, o ürünle ilgili soru işaretleri de kaçınılmaz.
Biz her zaman şunu vurguluyoruz: Tüketici doğru bilgiyi talep ettikçe, güvenli ve kayıtlı ürünler güçlenir. Bu bilinç, yalnızca bireysel sağlığı değil, sektörün tamamını koruyan bir kalkan oluşturur.
11. Eklemek istedikleriniz…
Kozmetik, temizlik ve hijyenik kâğıt ürünleri sektörleri için önümüzdeki dönemi, sorumlu ve vizyoner bir büyüme süreci olarak tanımlamak mümkün. Küresel ölçekte sektör artık sadece ne kadar büyüdüğünüzle değil, nasıl büyüdüğünüzle, hangi değerleri sahiplendiğinizle ve değişime ne kadar hızlı uyum sağladığınızla ölçülüyor. Bu açıdan baktığımızda sürdürülebilirlik, ürün güvenliği, bilim temelli inovasyon ve regülasyonlara uyum, rekabetin temel yapı taşları haline gelmiş durumda.
Türkiye, güçlü yerli üretim altyapısı, esnek üretim kabiliyeti ve geniş ihracat coğrafyası sayesinde bu dönüşüme avantajlı bir noktadan giriyor. Özellikle yakın coğrafyada Türkiye markalı kozmetik, temizlik ve hijyenik kâğıt ürünlerine duyulan güven artıyor. Ancak önümüzdeki dönemde asıl farkı yaratacak olan yalnızca üretim yapmak değil. Katma değerli ürünler geliştiren, marka hikâyesi oluşturan ve küresel standartları referans alan bir sektör yapısına geçiş olacak.
Bu nedenle sektörde önümüzdeki yılları, kısa vadeli hacim artışından ziyade,kalıcı güven, regülasyonlarla uyumlu, sürdürülebilir marka değeri ve uluslararası rekabet gücü üzerinden okumak gerekiyor. Temkinli iyimserliğimiz de tam olarak buradan geliyor: Doğru adımlar ve stratejiler eşliğinde, kozmetik, temizlik ve hijyenik kâğıt ürünleri sektörlerinin, Türkiye’nin küresel marka yolculuğunda çok daha görünür ve güçlü bir rol üstleneceğine inanıyoruz.
Nilgün Dayıoğlugil,
Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayiciler Derneği, Yönetim Kurulu Başkanı
Türkiye’de İş Dünyası Dergisi
Kozmetik ve temizlik ürünleri sektöründe sürdürülebilirlik, içerik güvenliği ve regülasyonların giderek daha kritik hale geldiği günümüzde, KTSD bu üç alan arasında denge kurulmasını nasıl değerlendiriyor ve sektörün öncelikli dönüşüm alanlarını neler olarak görüyor?
Kozmetik ve temizlik ürünleri sektöründe sürdürülebilirlik, içerik güvenliği ve regülasyonlar artık birbirinden ayrı başlıklar değil; uzun süredir sorumluluk bilinciyle hareket eden sektörümüz için bütüncül ve devam eden bir dönüşümün parçaları. KTSD olarak, bu üç alan arasında bilimsel temelli ve birbirini tamamlayan bir denge kurulmasının, sektörün uzun vadeli rekabet gücü açısından kritik olduğuna inanıyoruz.
Regülasyonları durağan değil, sürekli gelişen yapılar olarak görüyor, uyumu proaktif bir yolculuk olarak ele alıyoruz. Doğru kurgulandığında regülasyonlar inovasyonu sınırlamaz, aksine yönlendirir. Bu çerçevede sektörün öncelikli dönüşüm alanlarını; çevreyle uyumlu ve güvenli içeriklere geçiş, döngüsel ambalaj çözümlerinin yaygınlaştırılması ve bilim temelli regülasyonlara etkin uyum kapasitesinin güçlendirilmesi olarak değerlendiriyoruz. Bu başlıklar, yeni beklentilere verilen tepkilerden ziyade, sektörün uzun süredir benimsediği sorumlu üretim anlayışının doğal uzantıları.
Son dönemde sürdürülebilirlik, regülasyonlar ve dijitalleşme sektörün yönünü birlikte belirleyen ana eksenler haline geldi. Özellikle AB Yeşil Mutabakatı ile artan çevresel ve şeffaflık beklentileri, markalar için yalnızca yasal uyum konusu olmaktan çıktı. Dijital kanallar ise artık sadece bir satış alanı değil, markaların değerlerini, sorumluluk anlayışını ve şeffaf duruşunu tüketiciyle buluşturduğu bir “dijital vitrin” niteliği taşıyor. Proaktif, şeffaf ve güven veren bir yaklaşım sergileyen markalar bu yeni dönemde kalıcı bir itibar ve rekabet avantajı elde ediyor. Özetle sektör, daha görünür ve daha fazla sorgulanan bir düzleme geçmiş durumda. Başarı da bu dönüşümü şeffaflık ve sürdürülebilirlik temelinde doğru yöneten markalardan yana olacaktır.
Tüketici davranışlarının “temiz içerik”, “şeffaf etiketleme” ve “dermokozmetik” eksenine kayması, üretici firmaların Ar-Ge ve ürün geliştirme süreçlerini nasıl etkiliyor; Türkiye bu küresel dönüşümde hangi noktada konumlanıyor?
Son yıllarda tüketici davranışlarının “temiz içerik” ve “şeffaf etiketleme” eksenine kayması, üretici firmaların Ar‑Ge ve ürün geliştirme süreçlerini önemli ölçüde dönüştürüyor. Dijitalleşme ve yapay zekâ destekli uygulamaların yaygınlaşmasıyla birlikte tüketicilerin içeriklere, etiket beyanlarına ve ürün iddialarına erişimi kolaylaşırken, buna paralel olarak tüketici etiket okur‑yazarlığı da ciddi şekilde arttı. Tüketiciler artık içerikleri yalnızca okumakla kalmayıp, karşılaştırıyor, sorguluyor ve bilimsel arka planını daha yakından inceliyor.
Bu noktada altını çizmek isterim ki, “dermokozmetik” mevzuatta karşılığı olan yasal bir tanım değil. Ürünler hangi segmentte sunulursa sunulsun, piyasaya arz edilen tüm kozmetik formülasyonlar Kozmetik Yönetmeliği’ne tabidir ve aynı güvenlik, kalite ve mevzuata uyum gerekliliklerini karşılamak zorundadır. Artan tüketici farkındalığı da bu çerçevede doğru, açık ve mevzuata uygun etiketleme ve iletişimin önemini daha da artırıyor.
Bu doğrultuda firmalar artık yalnızca ürün performansına odaklanmakla yetinmiyor, formülasyonun her bir bileşeninin bilimsel dayanağına, hammaddelerin sürdürülebilirliğine ve tüketiciye doğru, şeffaf ve regülasyonlarla uyumlu iletişimine her zamankinden daha fazla önem veriyor. Bu dönüşüm, Ar‑Ge süreçlerinde yeni yöntemlerle geliştirilen toksikolojik değerlendirmeleri, klinik çalışmaları, alternatif hammadde araştırmalarını ve regülasyonlarla uyumlu inovasyon yatırımlarını beraberinde getirdi.
Türkiye, Avrupa Birliği ile uyumlu mevzuatı, güçlü üretim altyapısı, nitelikli teknik insan kaynağı ve esnek üretim kabiliyeti sayesinde bu küresel dönüşümde önemli bir potansiyele sahip. Sürekli güncellenen regülasyonlara uyum konusunda sahip olunan tecrübe, doğru stratejilerle desteklendiğinde Türkiye’nin üretici konumunu daha da ileriye taşıyacaktır. Bu noktada kritik olan, Ar‑Ge yatırımlarının yalnızca kısa vadeli trendleri takip etmek amacıyla değil, uzun vadeli regülasyon ve sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu biçimde planlanmasıdır.
Kozmetik ve temizlik ürünleri sektöründe dijitalleşme, yapay zekâ destekli formülasyonlar ve kişiselleştirilmiş ürün trendi hızla yükselirken, KTSD bu teknolojik dönüşümün Türkiye’deki üretim kapasitesine ve küresel rekabet gücüne etkisini nasıl değerlendiriyor?
Dijitalleşme, yapay zekâ destekli formülasyonlar ve kişiselleştirilmiş ürünler, kozmetik ve temizlik ürünleri sektöründe yeni bir dönemi temsil ediyor. Yapay zekâ sayesinde daha hızlı ve hedefe yönelik formülasyon geliştirme, tüketici verilerinin etkin analizi ve kişiye özel çözümler mümkün hale geldi. Ancak bu teknolojik ilerleme, sektörde bilimsel yetkinliği yüksek insan kaynağının önemini ortadan kaldırmak bir yana, tam tersine daha da artırıyor.
KTSD olarak bu teknolojik dönüşümün, Türkiye’nin üretim kapasitesini ve küresel rekabet gücünü artırabilecek önemli bir kaldıraç olduğunu değerlendiriyoruz. Bununla birlikte dijital araçlar ve yapay zekâ uygulamaları ne kadar gelişirse gelişsin, ürün güvenliği değerlendirmeleri, toksikolojik analizler ve regülasyon uyumu hâlâ uzmanlık gerektiren alanlar. Bu nedenle Ar‑Ge uzmanlarının, toksikologların ve regülasyon profesyonellerinin yetiştirilmesi, sektörün sürdürülebilir geleceği açısından temel bir öncelik olmaya devam ediyor.
Bu süreçte regülasyonlara uyum, veri güvenliği ve ürün güvenliği konularının teknolojiyle birlikte ele alınması büyük önem taşıyor. Yapay zekâ destekli çözümlerin doğru ve sorumlu biçimde kullanılabilmesi, ancak güçlü bir bilimsel altyapı ve yetkin insan kaynağıyla mümkün. Bu da eğitime, uzmanlaşmaya ve disiplinler arası bilgi birikimine yapılan yatırımların artmasını kaçınılmaz kılıyor.
Nilgün Dayıoğlugil,
Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayiciler Derneği, Yönetim Kurulu Başkanı

“Temizlik ve Kozmetik Ürünleri Sektörünün Duayenlerinden Ahmet Pura”

KTSD Başkanı Ahmet Pura, kozmetik sektöründeki büyümeyi değerlendirdi

Ahmet Gündoğdu Pura: “Haksız rekabet önlensin, yaratıcılık serbest bırakılsın!”
